İzmir – Priene – Miletos – Apollon Tapınağı – Didim Turu 2. Gün

Bu topraklarda gezerken aklıma hep Şeyh Bedrettin Destanı gelir

Sabah 6 da Güllübahçe’de uyanıp çadırı falan toplayıp antik kente doğru çıktım.


“Baktı. 
Bedreddin yiğitleri kayalardan ufka baktılar. 
Gitgide yaklaşıyordu bu toprağın sonu 
fermanlı bir ölüm kuşunun kanatlarıyla. 
Oysaki onlar bu toprağı, 
bu kayalardan bakanlar, onu, 
üzümü, inciri, narı, 
tüyleri baldan sarı, 
sütleri baldan koyu davarları, 
ince belli, aslan yeleli atlarıyla 
duvarsız ve sınırsız 
bir kardeş sofrası gibi açmıştılar.”


Buletuerion tiyatro ile karıştırılmasın, meclis binası gibi bişey. Bir üstteki resme ait açıklamadır.


Nayk reklamı 


Buletuerion


Athena tapınağını ilk gördüğüm an çok sevindim 


Athena tapınağı ve zamanında Priene’lilerin mermer çıkardığı o yüksek tepe.


Bayağı yüksek


Yazılar hangi döneme ait bilmiyorum ama Priene milattan önce 6. yy civarında kurulmuş. 
Sonra Lidya, Pers, Bergama(Pergamon) , Kapadokya ve Roma bu şehri almışlar.


Athena tağınağına ait açıklamalar.


Tiyatro


Üstteki resimlerdeki tiyatroya ait açıklamalar


Eskiden böyle imiş tiyatro


Tiyatronun Krokisi

1900 lerden sonra alman arkeologlar burada en çok çalıştığı için açıklamalarda Almancası da eksik değil. 
Mısır tanrıları ne iş onu ben de çözemedim , Sfenks de göremedim etrafat ama belki vardır.

Hava aydınlandı ben gezene kadar.


Son kez bakıyorum bakıyorum bu heykellerin kaynağı mermer tepeye 
Antik kente bitti köye indim.


Bu yapı antik değil yanlış olmasın  Dağdan inen su buradan uçuyor, altta da bir çeşmesi vardı.

Kahveyi ve sürekli bilgisayarla uğraşan inşaatçı amcaları çekmeyi unuttum 

Bundan sonra nereye gitsem ne yapsam diye düşünürken dedim ki :
Önce 20 km ilerdeki Miletos’a gideyim oradan dönüp Magnesia antik kentine giderim 
sonra da Ortaklar’dan trenle İzmir’e giderim. Lakin öyle olmadı. 

Aradım TCDD Ortaklar istasyonunu bisikleti almıyorlarmış trene 
sonra biraz araştırma yaptım bisiklet yük sınıfına giriyormuş aradım tekrar
Tamam dedim yük olarak alın bu sefer de bisikleti yük olarak da alamayız çünkü yük trenleri 100 ton gibi büyük malları taşıyorlar dedi.

Ne yaptımsa olmadı, yönetmelikten örnekler veriyorum rica ediyorum , ısrar ediyorum gene de almadılar.
Son söyledikleri ise çok manidar idi.
“Bakın beyfendi bu çok talep edilen bişey zaten (bir tek sen değilsin bunu isteyen herkese hayır diyoruz hadi yürü işine demek istediler bence) alamayız”

Sonraki planımı şöyle yaptım: Miletos oradan Didim gidip oradan da İzmir’e sürmek hem çok uzun hem de aynı yol sıkıcı olacaktı bu yüzden Didim – İzmir otobüs bileti aldım

Ne zaman Aydın’a gitsem dünya bu topraklardan kurulmuş diyorum.

12 iyon kentinden Priene’den sonra Miletos’ a geçiyorum.


Mendereslerden biri ama galiba büyük olandı.


Priene Miletos yolu 


Önce müze ileride tepede de şehir karşımıza çıkacak.


Aslanlar dışarda 


Lahit

İçeri girelim. İçeride heykeller minos, miken ve arkaik dönem olarak tarihler ayrılmışlar. M.Ö. 20. yy dan başlayıp 6.yy a kadar devam ediyor.
En yenisi tabiki arkaik dönem. Sonraları da helenistik dönem başlıyor. 

Sütun başlarına dikkat. Ucu kıvrık bu tarz sütunlar iyon devletlerinin mimarisi.


Amphoralar. 


Bu heykellerde Mısır etkisi var gibi. Yunan ve Mısır tanrısı ilişkisini tam çözemedim.

Adamlar heykelcilikte çok iyiler. Serçe parmak kadar testiler.

Nehir tanrısı

Sfenks lerden geriye kalanlar.

Geçelim şehire

Efes’in tersine burada tiyatro önde.

Soldaki tünelden tiyatronun üstüne sağdakinden de şehire çıkılyormuş. Ben de soldan çıkıp önce tepeye çıktım.

Selfie de eksik olmasın, tüneldeyim.

İşte üstteyiz.

Yine yeni yeniden.

İsteyenler yakınlaşıp okusun diye çektim 

Liman anıtı; çok ilginç her taraf kara ortası su bir limanın tersine 

Delphinion; Apollon’un yunusu için yapılmış

Hamam

Şimdi de geçelim İlyas Bey Külliye’sine. Bu da antik kente çok yakın idi. Tabiki farklı bir zamandan …1404

Menteşeoğulları beyi İlyas Bey yaptırmış. Külliye olduğu için öğrenciler falan da kalıyormuş. Hamamı da var.

Yollar gene can alıyor.
Geyik bir yana yollarda her gün onlarca hayvan görüyorum ki araba ezmiş. 
Bir keresinde araba çarpan köpeği kucaklayıp yoldan almıştım da o da sakat kalmıştı. Arkadaşın veteriner babası ilgilendiği halde.

Didim’e doğru yola çıkıyorum bundan sonra.

Miletos’tan Didim’e pedallıyoruz. Yaklaşık 22 km var. Bu yol kutsal yol diye geçiyormuş.

Fransa’dan tatile gelmiş bi amca da bisikleti ile Didim’e gidiyordu. Bi fotomu çekti sağolsun 

Geldik Apollon tapınağına. Görevliler yemeğini içerde yiyebilirsin diyince bu fırsatı kaçırmadım. 
Gölgede tapınak manzaralı yemeğimi yedim. Bu arada dün akşam yemeğine, reçel ve sulara 20 lira vermiştim için yanmıştı.
Hala o 2 kiloluk ekmek ve reçeli yiyorum dünü telafi ettik 

Gölgede keyif yapıyorum

Bir de öbür uçtan. Çok büyük bi tapınak.

Buralar tapınağın dışı.

Ne uygarlık ama düşünsene ekmek, incir , üzüm yiyosun ama böyle kocaman mermer kuleler , tapınaklar yapıyosun. 
Harika heykelcikler, amforalar …

Vee Türkiye ile ilgili bütün tanıtımlarda gördüğümüz o meşhur heykel : Medusa. 
Burada çok sevimli çıkmış ama aslında ona bakanları taşa çeviriyormuş. 

Bu tablo burada olmasa da meşhur ressam Caravaggio da böyle çizmiş Medusa’yı:


Apollon Tapınağı

İzmir – Priene – Miletos – Apollon Tapınağı – Didim Turu 1. Gün

Merhabalar,
5-6 aydır gezdiğim antik kentler serisine yenilerini de eklemek istiyordum, Son olarak Pergamon(Bergama) antik kentini gezmişdim.

Bu tur bir yandan da Artvin – Ayder- Trabzon – Gümüşhane- Elazığ turuma antrenman olacaktı.
Bol fotolu anlatıma geçiyorum.


Tahtalı Barajı.


Kolophon antik kentine daha önce gtmiştim. Aslında burası bir kent değil de bilicilik merkezi imiş.


Hava çok sıcaktı, deniz ise çok serin görünüyordu.


Kuşadasına az kaldı.


Maket Köy tabelasını görünce girdim. Daha önce hiç duymamıştım burayı arkadaşlarımdan da bilen yok ama ilkokul öğrenci kafileleri geliyordu sürekli.
Öğrenci 4 TL tam 5 TL
Biri öğretmen biri doktor 2 kardeş bayan kurmuş burayı.
Sağolsunlar bana da çok yardımcı oldular. Hatta haritasını bana verdiler  Çay ikramı falan da vardı…
Sohbet sırasında Doktor Figen Hanım’ın sağlık alanında kullanılacak yazılım projeleri olduğunu öğrendim. Ben de Yazılım Mühendisi olduğumdan beraber yapabileceğimizi söyledi.
Birbirimize kartlarımızı numaralarımız verdik. Bakalım inşallah güzel bir proje yapacaz

Bu arada maketlerin hepsi hareektli. Yaklaşınca mesela berber traşa başlıyor , marangoz tahta yontmaya ve demirci de demir dövmeye.
Tabi en çok demirciyi sevdim. Yaşar Kemal’in kitaplarından dolayı demircileri çok severim , her kitabında güçlü , sözünün eri olan bir demirci figürü olur.
Hatta “Filler Sultanı ile Topal Karınca” kitabında karıncaların isyanını demirci karınca başlatmıştı


Kuşadası geride kaldı.


Buradan sonra feci bir yokuş başladı. Taki tepedeki yaylaköye kadar.

Amacım bugün priene antik kentini gezmek ve sonra kamp yapmaktı. Bu yüzden kahvaltından sonra bişey yemedim su ve foto dışında durmadım.
Lakin işler beklediğim gibi gitmedi. yokuşu çıkarken şekerim düştü , ha bitti bitecek derken ayaklarım dönmemeye başladı. Çektim yol kenarına 1 büyük 1 de küçük dardanel tonu yedim , o sayede tepeyi çıktım.
Ama tepeye kadar gene acıktım. Saat de 17: 15 falandı. Anladım ki antik kente yetişemedim. İlk gördüğüm dükkana oturdum. Orada ekmekçi imiş
Yaklaşık 2 kiloluk ekmekleri vardı. Abla dedim karnım çok açım, fenayım, ölüyorum  hemen ekmeği yemeye başladım bi de su istedim.
Normalde yapıyorlar mı bilmiyorum ama domates , zeytin , peynir ve reçel de getirdi.

Bu da doytuktan sonra manzara.
Sonra da çayları içerken adres soruşturdum. Önümde iki seçenek vardı.
Birincisi geç de olsa Priene antik kentine varıp içeri girmesem bile önüne kamp atmak. Tabi izin verirlerse
İkincisi de Dilek Yarımadası Milli Parkına gitmek ve oralarda kamp atmak. Neyse milli parkta çok domuz varmış orada kalamazmışım , gezilecek ahım şahım şeylerden de bahsetmediler ben de oradan vazgeçtim.

Sonra sürdüm Sökeye doğru yokuş aşağı bayağı gittim oooh  Yolda 2 bisikletçiye rastladım, İzmir’e doğru gidip, Kuşadası’da denize girmişler ıstakoz gibilerdi
Sökeden sonra Priene’e 18 km vardı. Güllübahçe köyünde imiş.
Neyse 18:30 gibi Priene’ye vardım. Tepeye antik kente çıktım baktım ne var ne yok diye. Sadece inşaatçılar vardı etrafı çekip çeviriyorlar.
Denetleme yoktu antik kente çıkabilirdim. Köye inip çadır kurmak için kahveci Hasan Abi’ye sorduk hemen arkada kur dedi. Beton bi alandı çadır da kumlanmadı böylece.
Kahvenin tuvaleti de dışarda ve gece gündüz açıkmış o problemi hallettik.

Kurulduktan sonra çıktım kahveye bi tanışalım sohbet edelim dedim.
Köy çok ilginçti. Yerli halkı çok az gördüm.
Kahve internet kafe gibiydi. Kocaman adamlar her biri önünde laptop face’de, hasat oyunlarında takılıyorlardı
Saat 22:00 ye kadar falan onlarla oturdum. Bilgisayar problemlerini hallettik bana çay ısmarladılar
Meğer adamlar ileride yapılan cezaevinde dam ve çatı işçileri imiş.

Tur Malzeme Listesi

1. Yağmurluk : Ferrino marka 25 TL Dağevi’den
2. Ocak kartuşu: evolite 25 TL Dağevi
3. Kas gevşetici (wagnar) : alınacak
4. Elastik bant. (wagnar) : alınacak
5. Gidon Çantası : alınacak
6. Km saati: sinidug 30 TL
7. Kask : prowell 50 TL
8. Suluk: Zefal var ama yırtıldı
9. Pompa : Giro marka barometreli 25 TL
10. İç lastik : 1 adet var 10 TL 1 tane daha almalıyız
11: Yama seti : çin malı
12: LAstik levyesi : Decathlon marka
13: Zincir tamir aleti : almayacam galiba
14: selobant , elektrik bandı:
15: plastik kelepçe :
16: zincir yağı : zefal
17: Çamaşır ipi:
18: yedek alyan vidası
19 : zımpara
20: ön far 2 adet :
 21: Alüminyum mandal:
22: Kadro çanta:

Yatak odası
1. Çadır
2. MAt
3. Uyu tulumu
4. Çadır altı bezi

Az Bilinen Antik Kentler Turuna Katıldım

…. ve çok güzeldi. Tur böyle geçti…

                              1. Gün Bornova-Konak-Urla Gezisi – Urla İçmeler Kamp

























Sabah 07:30 civarı Bornova’dan yola çıkış , çok yağmur vardı

Urla’da Uluburun Batığı, başka batıklar da vardı. Bu arada araştırmaları Ankara Üniversitesi yürütüyor.




















Tarihin en eski zeytinyağı fabrikası arkamda duruyor 🙂 Klomenzai Antik kenti




















İskender köprüsünde geleneksel olan hatıra fotoğrafımız, tabi ki önceki yıllarda ben yoktum


2. Gün Urla İçmeler- Balıklıova- Ildırı
























Ildırı’dan bi foto. 
Buraya Erythrai antik kenti için gitmiştik ama foto çekemedin kentin.


3. Gün Urla İçmeler- Azmak koyu- Sığacık (Teos Antik Kenti)






























Sığacıkta lastik patladı. Yedek lastiği önceki günkü patlakta kullandığımdan yama aradım durdum sonunda 80 yaşında bi amcanın işlettiği bi bakkalda buldum. Şansa amcada yedek iç lastik de varmış, zımpara da varmış bi de lastik tamirinden iyi anlıyormuş bildiklerimi teyit etmiş oldum böylece. Ne de olsa yıllardır tamir yapmadım. 
Diğer şanslarım ise şunlardı: bakkalın bir avluda ve yanında kahvehane olması bu sayede tamir yaparken çay içebildim.




























Teos antik kentine doğru. 
Gruptan geri kaldığım için Teos’u kendim de gezerim o sırada bizimkilere de yetişirim dedim.




















Meclis binasına geldim sayılır. Zaten ben Teos’u önceden gezmiştim 🙂





















Ama yolda kime sorduysam az önce gittiler derken derken yetişemedim. 


























Etrafta kimse olmayınca ben de bisikleti meclis binasının üstüne taşıdım. Hem de yüklü halde 🙂


4. Gün  Sığacık- Lebedos Antik Kenti- Özdere Kamp Alanı

Antik kent bu taşların arkasında ama kazı çalışması yapılmadığı için görsel pek bişey çıkmamış. Çünkü Demirören grubu burayı satın almış liman yapcakmış.


Kuzucuklar

Esma Ablanın Doğum günü

  

5. Gün Özdere Kamp Alanı – 23 Nisan okul ziyareti- Kolophon Antik Kenti- Menderes 


Özdere Kalemlik kamp alanında çeşme patlayınca küçük çözümümüz
























Efeler: Serhat Abi çok güzel oynadı. Aynı zamanda turun organizatörüdür.






















Klaros: Kolophon Bilicilik merkezine bağlı imiş.

















Urim Baba ve Devrim


















Tur bitti ve Vestel moda girdim

Rota Programlarını Deniyorum

Rota kaydetmek için denediğim 2 programdan sonuçları koyayım dedim buraya. İlki wikiloc bunda henüz benim kayıtlı bi rotam yok. Bu yüzden başkasının rotasını koydum denemek için.

Bu haftasonu ben de bu programı deneyince gittiğim yolları paylaşırım artık

İkincisi ise sport tracker dan bunu da Ercan’la Urla’ya giderken kaydetmiştim

Gabriel García Márquez

“Hiç bir zaman gülmekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile.. Çünkü gülüşüne kimin, ne zaman aşık olacağını bilemezsin.”
Öyle yazılmıştı Yüzyıllık Yalnızlık Kitabının arka kapağında. Bu arada tavsiye ederim hikaye tadında güzel bir kitabtı ( kitapdı da olabilir, {p,ç,t,k} ünlülerinin {b,c,d,g} ye dönüşmesi mi gerekiyordu burda bilemedim ? )
Bir de şu sözünü beğendim. 
“Birlikte gülüyorsanız mutluluktur, Birlikte ağlıyorsanız dostluktur; ama birlikte susuyorsanız bu aşktır…” bugün aramızdan ayrılan bu adamın

Mahmut Dağı Bisiklet ile

Kemalpaşa’daki Mahmut dağına çıktığımızın resmidir.

1300 Küsür metre olan Mahmut Dağı çıkış parkuru epey zordu hatta bi yerden sonra bisikletler çıkmadı. Son adımlarımızı pedala değil toprağa , taşa , çakıla attık bu yüzden.
Nif dağına çıkanlar oranın daha zor olduğunu söyleseler de ben daha ne kadar zor olabileceğini hayal edemedim 😀

Bu arada bu ilk post’um olduğu için arka plan ve alan isminden hala şüpheliyim. Siz bu satırları okurken belki arka pilan 😀 ve alan adım değişmiş olacak ama şu anda gelinciklerle ve anadoluyumben ismiyle blogum biraz romantik oldu gibi 😀
Ercan’ da aynen böyle söylemişti zaten: “Hacııı nerden geliyor bu romantizm” 😀